Hamileliği iyi geçiriyorum derken kendi
kendime nazar mı değdirdim ne?
Uyuklamalar, tansiyon düşüklükleri,
halsizlikler, unutkanlıklar. Nooluyoruz canım? Bana kimse
bunları yaşayacağımı söylememişti. Bana sadece miden bulanır
falan denmiştiL Kandırıldım
galiba!!
Şaka bir yana, inanın yaşadığım onca
zahmete rağmen hiçbiri umurumda bile değil. Yeter ki benim
küçük kedim sağlıklı büyüsün, sağlıklı gelişsin. Eee artık
şurada topu topu kaldı 2 ay. Geri sayım başladı. 30.
haftamızı da doldurduk. Ne kadar çabuk geçiyor günler değil
mi? Daha geçen güne kadar sizlere ne zaman tekmelerini
hissedeceğim diye yazı yazıyordum; 2,5 aylık oldu ne zaman
geçecek bu zaman diye sorular soruyordum. Bir anda
geçiverecek diyorlardı, bana ise hiç bitmeyecek gibi
geliyordu. Şimdi bakıyorum da, 8 haftamız kaldı geriye.
Odası sipariş verildi, kıyafetleri alınmaya başlandı. Resmen
evinimize “BİRİ” geliyor. İnanamıyorum! Evin tüm odaları bu
küçük kedi için değiştirildi. Banyomuz alt üst oldu. Niye?
Küçük kedi özel küvetinde yıkanacak da ondan! Salondaki
antika vazonun yanında pembe bir fil, eşimin gözü gibi
baktığı CD arşivinin yanında küçük pembe patikler duruyor
artık. Yani bu küçük kedi daha doğmadan evde kendini bizzat
hissettirmeye başladı bile.
Bebeği olanlar bana bıyık altından
gülüyorsunuz değil mi. Biliyorum tüm yaşantımız değişecek.
Artık her hareketimiz ona endeksli olacak.
Şöyle bir düşündüğümde korkmuyor da değilim aslında.
Bilmiyorum; herşeyin üstesinden gelebilecek miyim? İşindeki
tüm zorlukları ve koşuşturmaları parmağının ucunda yöneten
ben, acaba o küçücük kedinin parmağında oynayan biri mi olup
çıkıvereceğim? İnsanların otoriter olarak gördükleri ben, o
küçücük kedi karşısında yelkenleri suya mı indireceğim?
“Evet” diyorsunuz değil mi? Duyuyorum söylediklerinizi...
Sabaha kadar bu küçük kedinin
tekmelerinden uyuyamaz hale gelmiş durumdayım. İnanın şaka
yapmıyorum. Belki çoğunuz aynı şeyleri yaşıyorsunuzdur. Sağa
döndüğümde sağımı, sola dönük yattığımda solumu tekmeliyor
da ondan. Sırt üstü yatamam çünkü bebeğe kan ve oksijen
gitmiyor. İyi de ben ne tarafa dönük yatacağım? Geçen günkü
kontrolümüzde doktorumun (Alper Mumcu), “Eğer bu kedi bu
kuduruklukla çıkarsa, size hayırlı günler diliyorum” sözü
zaten olayı net bir şekilde açıkmış oldu. Karı-koca
birbirimize bakıştık. "Yandık" diye birbirimizle
fısıldaştık. Çünkü biz gündüz uyuyoruz, gece azıyoruz! Hayır
gece ne varsa anlamıyorum. Gündüzleri sadece acıktığım
zamanlarda inanılmaz tekmeler yiyiyorum ama gece, on kat da
yemek yesem sanki bütün gün dinlenmiş hanımefendi de, gece
discoya gelmiş gibiJ
Sizi bilmiyorum ama sıcaklar da beni
oldukça etkilemeye başladı. İnsanlar henüz montlarını
çıkarmamışken, ben Nişantaşı sokaklarında ayağımda terlik,
üzerimde kısa kollu elbise ile dolanıp duruyorum. Arada
yolda yürüyen diğer hamilelerle göz göze gelip birbirimize
bakıyoruz ve gülümsüyoruz. Çevremizdeki insanlar ayaklarında
botlar, çoraplar; biz şıpıdık terliklerle:) Ne yapabilirim,
arada fenalık bastığı için üzerime kalın hiçbir şey
giymiyorum. Çünkü birden basan sıcaklık fenalaşmama sebep
oluyor. Nitekim geçen sabah inanılmaz bir baş dönmesiyle
kalktım yataktan. Genelde bu baş dönmelerini hipoglisemim
olduğu için yaşardım ve 1-2 saat sonra da geçerdi. Ama bu
sefer ki uzun sürdü. Öğlene kadar anca dayanabildim ki
soluğu Alper Bey’in yanında aldım. Tansiyonumu hiç sormayın
yerlerde dolaşıyordu: 8’e 4! 1 litre tuzlu su aldıktan sonra
anca 9’a 5’e yükseldi. Hamilelikte olur böyle şeyler!
Herkesin söylediği bu. Tabii bu olay üzerine tek başıma
sokağa çıkmam ve evde tek başıma kalmam da yasaklandı.
Artık yavaş yavaş dinlenmelerime
başladım. Daha çok uyuyor, daha az yoruluyorum. Ayaklarımı
sürekli havaya kaldırıyor, mümkün olduğunca ayakta kalmaktan
kaçınıyorum. Eh, artık biraz daha sabır. Onu kucağıma
alacağım günü nasıl iple çekiyorum anlatamam. Nasıl birşey
olacak, kime benzeyecek, ilk doğduğunda neler yapacak..
Allah'ım, onu sağlık sıhhatle kucağıma alıp koklamamı nasip
et bana ve bizi birbirimizden hiç ayırma.