Nasıl merak ediyorsunuz değil mi onu?
Doğum nasıl olacak, nasıl tatlı birşey dünyaya merhaba
diyecek? Ve onu, sizin kanınızdan, canınızda olan
birtanecik yavrunuzu kollarınıza aldığınız o anı.. İnsan
annelik duygusunu yaşamasa bile inanılmaz heyecanlanıyor.
Peki ya babalar.. Ya onlara ne demeli? Erkekler kadınlar
gibi değil kuşkusuz. Çok da fazla duygularını ve neler
hissettiklerini göz önüne çıkarmıyorlar.,
Aslında genelde içlerine
atıyorlar. Heyecanlansalar bile “yok canım ne alakası var,
ne heyecanı” diyip işin içinden çıkmaya çalışıyorlar.
Bu işi yapmaya başladığım
ilk yıllarda, çok yakın bir arkadaşımın eşi hamile kaldı.
Artık görseniz, nasıl bir heyecan, nasıl bir sevinç..
Neyse, aylar geçti, annemiz 8 aylık oldu. Bir gün, babamız
beni aradı. (Bu arada babamız, özel bir holdingin üst
düzey yöneticilerinden) Birlikte dedik ki, anneye çok
güzel bir sürpriz yapalım ve doğum odasını ona hiç
hissettirmeden süsleyelim! Görseniz, tabi çalışmalar 1 ay
öncesinden başlamış oldu.
Önce odasından başladık.
Plana göre Amerikan Hastanesi’nde gerçekleşecek olan
doğuma sabah anne geldiğinde, küçük bir oda gösterilecek
ve odasının bu olduğu söylenecekti. Halbuki asıl odası,
doğumdan sonra götürüleceği “suit odaydı!” (Tabi
hemşireler, herkes önceden tembihli) Anne doğuma girer
girmez de bütün ekip süslemelere başlayacaktı. Bütün
bunları babayla kunuşup kendisine teknik bazı hususlarda
bilgi verirken (hasta kabul işlemleri gibi) “o gün sen
heyecanlı olursun...” diye lafa başladım. “Hayır” dedi,
“Ben heyecanlanmam”. Dedim ki, “Şu anda pek tahayyül
edemiyorsun, ama o gün inan çok hayacanlanacaksın”. Bizim
aramızda başladı mı, “olursun - olmazsın” tartışması.
Dedim ki “Tamam. O gün görüşürüz”. O da “Tamam”dedi. “Görüşüceğiz!”.
Ekibi hazırlattım. Herşey
tamam. Sabah saat 08:00. Tüm ekip doğum katında.. Görseniz
kimi gazete okuyor, kimi dergi; yani herkes birbirinden
tamamen bağımsız gibi.. Yalnız, ekipten bir kişiye
kamerayı verdim ve dedim ki, “Başından sonuna kadar babayı
çekiceksin!”. Veeee... asansörün kapısı sonunda açıldı..
Anneanne, babaanne ve dedelerde yanlarında.. Neyse anneye
odası gösterildi. Bizim ekip suit odaya fırladı hemen..
Kapısı pembe tüllerle kaplandı, üzerine pembe fiyonklar,
kapının ortasına elinde yavrusunu tutan çok tatlı ve süslü
pembe bir ayıcık.. Etrafına pembe balonlar.. İçerisi demet
demet uçan balonlarla süslü.. Annenin yatağında pembe
saten pike takımı, ayak ucundada yine pembe süslü tüller..
Yani anlayacağiniz, çikolatalarından dev “Dünyanın en
güzel annesi” bannerına kadar herşey hazır.. Ve tabii 3.
gün annenin çıkışında onu hastanenin kapısında onu
bekleyecek olan beyaz “limuzine” kadar..
İşte.. Baba göründü..
Anneyi aşağıya aldılar ve doğum süreci başladı.. Baba mı
nasıl? Ne durumda mı? Bana tek söylediği şey, “ Şebnem, şu
anda kan dolaşımımı hissetmiyorum!” Yaaa.. beyefendi hani
heyecanlanmazdınız? Gördünüz mü! İnanın, kamera burnunun
dibinde her anını çekiyoruz, kesinlikle heyecandan
farkında değil.. Anneyi suit odaya aldık, babayı da yan
odaya! Heyecandan ne yaptığını, nereye gideceğini, kime
haber vereceğini bilmiyor. (Tabii sonra holdingteki tüm
arkadaşlarıyla beraber hep birlikte seyrettik ve çok
eğlendik)
Baba olmak gerçekten
kolay değil.. İki canı aynı anda düşünüyor ve aynı anda
merak ediyorsunuz. Eşiniz ve çocuğunuz.. Her ikisi de
sizin canınız.. Aslında dışarda bekleyenler için bu çok
daha zor. Gelin, eşiniz bu süslemeleri beğenmeden, siz
onlara sürpriz yapın. Böylesi inanın çok daha güzel.
Onları şaşırtın, onları mutluluktan havaya uçurtun..
Unutmayın, anneler herşeyin herzaman en güzellerine layık.
( Aaa. Bir şey daha var! Bir kuyumcuya uğramayı da
unutmayın! Annemize güzel bir takı alalım di mi!)
Eee... BABA OLMAK KOLAY DEĞİL
NOT: Şu anda Amerikan
Hastanesi’nde balon yasaktır.