Deniz Kadaş

deniz@babyshowerweb.com

 

Çorba ve Muhallebi

 

 

Her ikisi de çocukluğumun mutlu günlerini hatırlatır. Sadece bana da değil sanırım hepimize.

Grip aşılarının keşfedilmediği zamanlara denk gelir çocukluğum. Hani okulların açılması ile birlikte salya sümük yataklara düşüşün başladığı, hatta iki gün okula gidemediğimizde teskere götürdüğümüz zamanlar. Teskere… ailelerimizin, hasta olduğumuzu ve sıcacık evimizde onların kanatları altında yattığımızı bildiren inci gibi el yazılarıyla yazılmış kağıtlar. Çantamdan çıkarıp öğretmenime verirken iki gündür annemin dizi dibindeydim burayı da neredeyse hiç özlemedim diye düşünerek sinsi sinsi gülümsediğim ve hasta olmayı sevdiğim günler.

Türktelekom hayatımızı ele geçirmediği için telefonla ödevlerin alınamadığı, TRT de gündüz yayını olmadığı için radyodan yurttan sesler korosu dinlenirken pişen muhallebinin kokusu yayılan evde şuursuzca yatılabilen zamanlar. Sıcacık çorbanın “ne olur bir kaşık daha” diye ısrar edilerek yatağımıza servis yapıldığı saatler.

 

İlkokulun bitmesi ile birlikte saltanat çökmeye başladı yavaştan. Teskere keyfi nostalji, büyüdüğümüz için okula gitmediğimiz günler kaçırdığımız dersler kendi sorumluluğumuz olmaya başladı. Sosyal hayatımızda okulla sınırlı olduğu için arkadaşlarımızdan ve mavradan uzak kaldığımız zamanlar okulu özler olduk aslında. Ama ne zaman hastalansak o muhallebi kokusu ve yatağa servis edilen çorba değişmedi. Sadece bizler kıymetini anlamaya başladığımız için bir kaşık daha ısrarına gerek kalmadı.

 

Lise yıllarına geldiğimizde ilk gençlik heyecanları ile arkadaşlardan ayrı kalmamak, okul yolu dedikodularını ve beğendiğimiz birilerinin uzaktan bakışlarını kaçırmamak için hasta olmamaya devamsızlık yapmamaya dikkat eder olduk. Hem de istikbalimizi belirleyecek üniversite sınavı kapımıza dayanmıştı ki ders kaçırmak felaketimiz olurdu. Salya sümük gözlerimizi açamadan okul yoluna düşerdik. Ama bilirdik ki dönüşte ev taze pişmiş muhallebi kokar, en sevdiğimiz çorbamız yatağa servis yapılmak için bizleri bekliyor.

 

Tüm bu yıllar içinde gecenin bir saatlerinde defalarca alnımıza ateşimizi kontrol için uzanan ellerin, terleyen sırtımıza konan tülbentlerin lüksünü yaşadık hepimiz.

 

Büyüdük….büyüdük o mis gibi muhallebi kokan evlerden ayrıldık. Kimimiz aile oldu çoluk çocuk, muhallebi ve çorba pişirmek için. Kimimize yalnızlık yerleşti.

Ancak yalnızlık işte böylesi salya sümük günlerde çok ama çok ağırlaşıyor..

Ne muhallebi ne çorba yapmaya halin olmadığı gibi dermanın yok ki yatakla mutfak arasındaki kilometreleri kat edesin. Ateşine bakmak için uzanan eller yok, terlersen de kendi t-shirt ünü kendin değiştireceksin. Yatağa yapılan servislerse hikaye gibi. Onun için hasta olmamak yatmak zorunda kalmamak için dua ediyorsun derinden derinden.

En etkili grip aşısı markasını öğrenmeye çalışıyorsun…hem işyerleri de teskere kabul etmiyorlar. Yani tadı yok yalnız olunca ne muhallebinin ne çorbanın.

 

2008 hiç yalnız kalmadığınız, taze pişen muhallebi kokusunun her yanı sardığı, sıcak çorbalarınızın servis yapıldığı ve yapabildiğiniz günlerle dolu olsun.

En önemlisi sağlıklı çok sağlıklı olun.

Amaaaaaa muhallebi ve çorba keyfini yaşayın ….yaşatın.

 

Sevgiyle,

 

 

 

< Geri Dön

 

Türkiye'nin İLK ve TEK

1 YAŞ GÜNÜ SİTESİ 

 

ONLINE

ALIŞVERİŞ

DÜNYASI

 

 

 

 

 

   
..